26 Mayıs 2015 Salı

Sinema Tadında Derbi

Gene müthiş bir yazı...Arşivlik...Bülent Timurlenk'ten.
Yavuz Turgul'un, Ömer Kavur'un asistanıymış da, ufak bütçeli filmlerden sonra büyük prodüksiyon için koltuğa oturmuş gibi Hamza Hamzaoğlu. Düşük profil çizmeye çalışan, az ama öz konuşan, film çekse macera değil de uzun bir yol hikayesini Nuri Bilge Ceylan hızında anlatacak gibi duran... 
Fernando Muslera, kıtası Güney Amerika sinemasında senaryo seçmeden her seferinde büyük oynayan karakter oyuncusu. Hiçbir filmin posterinde adı en üstte yazmıyor ama salondan çıkanların kalbinde çoğu zaman başroldeki adam. Sabri Sarıoğlu, Yeşilçam sokağında doğma büyüme karakter oyuncusu. Hiç başrolü yok, olmayacak da, bazen jön kaprisi yapıyor ama sonra sinema aşkı büyük basıyor. Semih Kaya, kolej hikayelerinde kızların önce yüzüne bakmadığı ama son sınıfa gelip takım kaptanlığına yükseldiğinde paylaşılamayan genç. Hakan Balta, her yönetmenin film çekmeye karar verdiğinde mutlaka bir rol ayırdığı, kısa planlarının hakkını veren usta sanatçı. Alex Telles, Brezilya dizilerinde sivrilip, Avrupa sinemasına kapağı attığında yerel bir yıldız olduğuyla yüzleşen aşk filmlerinde kaybeden genç. 
Felipe Melo, sanki Fight Club'ın afişinden futbol sahalarına düşmüş, aksiyon filmlerinin olmazsa olmaz aktörü, "Rol kesmiyor her seferinde kendini oynuyor" denilenlerden. Selçuk İnan, yüz bölüm süren dizilerin değişmez ikinci karakteri, jön değil ama onsuz da senaryo yürümüyor. Onur Ünlü filmlerinin Serkan Keskin'i gibi... Emre Çolak, konservatuvar mezunu büyük yetenek ama verilen her rolü "İşte bu kadar yetenekliyim" diye bağırarak oynayan, senaryoya uymayıp doğaçlamayla çoğu zaman yönetmenini çileden çıkartan genç. 
Yasin, eğitimini yurtdışında alıp memlekete geldiğinde sektörden kimseyi tanımayan, kötü senaryolarda, ufak bütçeli filmlerde kendini gösteremeyen ama vazgeçmeyip sonunda kaptığı rolün hakkını fazlasıyla verip, "bırakıyorum aktörlüğü" tavrının kıyısından dönen gurbetçi. Wesley Sneijder bildiğin Al Pacino. Büyük filmlerin büyük aktörü. Senaryo kötü olsa bile çoğu zaman varlığı filmi kurtarıyor, gişesi her zaman var. İyi senaryo ona zaten Oscar getiriyor. Burak Yılmaz, aktör babanın jön oğlu. Kötü senaryolardan sonra usta yönetmen Şenol Güneş'in kadrajını girince jönlüğe terfi eden Türk futbolunun Kenan İmirzalıoğlu'su.... 
Slaven Bilic, Amores Perros'la ortalığı yıkan Alejandro Gonzalez Inarritu olmak isteyen ama prodüktör bir türlü istediği bütçeyi kendisine vermeyince filmleri senaryo defterinde kalan yönetmen. Inarritu'nun farklı hikayeleri filmin sonunda bir noktada buluşurken, üç hikayenin sonunu getiremeyen Bilic'i gişede yalnız bırakan yanlış senaryo aritmatiği ve role uymayan oyuncular seçimi. 
Cenk Gönen, yanlış mevsimde vizyona giren filmlerin yetenekli ama bir türlü sinema dergilerinin kapaklarına çıkamayan aktörü. Sektördeki büyük aktörlerden kendisine sıra gelmeyince dizini salondaki sehpaya vurup koltuğunda kıvranacak kadar da şanssız bir beyazperde öznesi.  Serdar Kurtuluş, "Benim filmimde Robert de Niro oynayacak" diye hayal kurup yıllarca Çiçek Bar'da sabahlayan yönetmenin, en sonunda motor dediğinde rolü kapan, hakkını da veren ama kimselere yaranamayan aktörü. Sivok, ağır senaryoların, uzun metrajlı filmlerin değişmez karakter oyuncusu, prodüktörler unutsa bile bir zaman sonra yönetmenlerin aklından çıkmayan, rolünün hakkını veren oyuncusu...  Ersan, salon filmlerinin Tarık Akan'ı olma yolunda çıktığı kariyerinde adımlarını kısa atan ve hayal kırıklığı yaratan, jönlüğün kenarından dönen genç. Motta, düşük bütçeli, iki günde senaryosu yazılmış, gece yarısından sonra televizyon kanallarının yayınladığı macera filmlerindeki hiç gülmeyen, kavgası eksik olmayan karakterlerin sahibi.

Atiba, kısıtlı yeteneğinin farkında olan ama sete her seferinde zamanında gelen, yönetmeni can kulağıyla dinleyen, kısa rollerinin hakkını veren festivallerde ödül almasa da başarılı bir sinema emekçisi. Tolgay, Haluk Bilginer'in İngiltere'den geldiği günlerdeki gibi tanınmayan ama şöhretini beraberinde getiren ve bir gün mutlaka Haluk Bilginer'inMasumiyet'teki unutulmaz tiradını tekrarlayacak olan genç yetenek, tabii Zeki Demirkubuz'unu bulursa... Gökhan Töre, İngiliz sineması için doğmuş fiziğiyle macera filmlerinin aktörü. Guy Ritchie'nin yönetmenliğini yaptığı filmlerin vazgeçilmez oyuncusu, geleceğin Jason Statham'ı. 
Hollywood'un teknolojisinin karşısında iyi senaryo, doğru casting ile duran Arjantin sinemasında her seferinde başrol kapacak yetenekte bir oyuncu Sosa. Komedi oynamayacağı kesin ama dramın da mecaranın da hakkını verir. Olcay Şahan, kalabalık yemek masalarından şen kahkahaların yükseldiği Ferzan Özpetek filmlerinde kadınların hayran gözlerle süzdüğü ama bir türlü uzun ilişkilerin adamı olmayı başaramadığından, herkesin biraz mesafeli yaklaştığı, günü gününe uymayan adam rolünün hayattaki karşılığı, belki de Javier Bardem...

Demba Ba, futbolun Hollywood'u Premier Lig'de Brad Pitt, Edvard Norton, Jean Reno gibi büyük aktörlerin yanında Samuel L. Jackson olmayı başarmış ama bir türlü gişe rekortmeni filmlerde yer alamamış usta aktör... 
Her derbi bir dizi filmdir, yönetmenlerini, aktörlerini bildiğimiz... Senaryosu sahada yazılır, kimine iyi kimine göre kötü sonla biter. 

18 Mayıs 2015 Pazartesi

Sen Şampiyon Olacaksın...


Elbette matematiksel olarak hala 3 takımın şansı olsa da final ve final haftalarını iyi oynama konusunda Galatasaray'da rakiplerinde olmayan bir kültür var,herkesin bunu kabul etmesi gerek.
Bu fotoğrafı özellikle seçtim.Sneijder ve Melo'nun 4. yıldız ve şampiyonluğu ne kadar istediği malum ancak bu sezon ligde sadece 50 dk civarı oynayan ve gelecek şampiyonlukta sıfır katkısı olan hatta gelecek sezon Genoa ile anlaşıp sağlık kontrolünden bile geçen Pandev bile gole ne kadar coşku ile seviniyor biz değil rakipler yorumlasın.
Kaleci elini çekti,penaltı verilmedi,gol ofsayt değildi falan hikaye.Lig şampiyonluğunu gününde olduğun bir final gecesi değil tam 34 hafta belirliyor...Taraftarı,futbolcusu,yönetimi ile bu şampiyonluğu en çok Galatasaray istiyor ve olacak bu kadar basit.

Fernando Muslera


Bülent Timurlenk'ten arşivlik Muslera yazısı...

Geride kalan haftanın kahramanıydı, sezonun altın 11'i sorulduğunda da kale için kimsenin aklına başka bir isim gelmeyecek. Fernando Muslera, Galatasaray'da iyi yabancı kaleciler geleneğinin son halkası. Futbolda "Atanın ve tutanın iyi olacak" derler. İyi yerli forvetlerle tarihini yazan Galatasaray'ı iş kaleye gelince Fenerbahçe ve Beşiktaş'tan da ayıran işte bu marka kaleci tercihleri. Dört yıl önce Copa America'da harikalar yarattığında turnava öncesinde Galatasaray'a imza atmamış olsa kulübü Lazio, onu büyük bir ihtimalle sattığı 12 milyon euro'nun iki katına bir başka kulübe satacaktı. Bu rakam bile Muslera'nın futbol tarihinin en pahalı dördüncü (2011) kalecisi olmasına yetti. 25 yaşında, idolü Oscar Cordoba'nın Beşiktaş formasını giydiği lige Uruguay Milli Takımı kalecisi kartvizitiyle gelmek, kabul edelim kariyeri açısından cesur bir tercihti. Muslera, 2010 Dünya Kupası ve 2011 Copa America'daki süksesiyle Galatasaray'ın yolunu tutarken, sarı-kırmızılı forma altında iz bırakan yabancı kaleciler Florya'ya gelirken ceplerinde hep bir "Zordayım" hikayesi taşıyorlardı.
Zoran Simoviç bugün 60 yaşında. Euro 84'te hayatının fırsatını yakalamıştı. 30 yaşına kadar ülkesi Yugoslavya dışına çıkamamış ve iyi para kazanamamıştı. Nottingham Forest'in listesindeydi ama İngilizler, imzayı turnuva sonrasına bıraktılar. Simoviç için kabus gibi bir turnuva oldu. Bir kapı kapandı bir kapı açıldı. Galatasaray 11 yıldır şampiyonluk hasreti çekiyordu ve yenilenen kadroda kale ona teslim edildi. Kötü başlayan ama iyinin de iyisi biten Galatasaray kariyerinde Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yarı final oynayan takımın kalecisi olarak tarihe geçti.
Claudio Taffarel, ülkesi Brezilya'da İtalyan süt ürünleri markası Parmalat'ın reklam yüzüydü. Şirketin sahibi Parma başkanı Tanzi, kariyerinde tek bir kupa olmayan Taffarel'i İtalya'ya getirip kaleyi teslim etti. İkinci sezonunda Kupa Galipleri Kupası'nı kazanan Taffarel, 1994 Dünya Kupası'nda Baggio topu gökyüzüne dikerken kaledeki efsaneydi. Penaltılarla kupayı kaybeden İtalyanların ligini bırakıp ülkesine döndü. Bir kilise takımında forvet oynayıp kendini eğlendirirken 1998'de kendini Galatasaray'da buldu. Thierry Henry her ne kadar geçen sezon röportajda bana "Taffarel çok daha zorlarını kurtardı. O pozisyon onun için çocuk oyuncağıydı ama siz öyle hatırlamak istiyorsunuz" dese de Brezilyalının sarı-kırmızı forma altında kariyer fotoğrafı, Fransız golcünün UEFA Finali'nde direk dibine vurduğu kafaya uzanan kollarıdır.
Faryd Mondragon da Galatasaray için piyango transferdi. Anne tarafı Lübnan'dan Kolombiya'ya göç etmiş bir ailenin çocuğu olan Mondragon, vatandaşı Oscar Cordoba, Boca Juniors formasıyla yıldızlaşırken, Arjantin'de Independiente taraftarının gözbebeğiydi. Önce İspanya ardından Fransa. Metz kalesinde yılın file bekçisi oldu ama o sezon Fransa Ligi'ni sallayan pasaport skandalında onun da adı vardı listede. Valizlerini toplamak zorunda kaldı ve Galatasaray'ın yolunu tuttu. Fenerbahçe derbilerinde şansının yerinde olmadığı kesindi ama Mondragon da adını Simoviç ve Taffarel'in yanına yazdırdı.
Muslera ile tamamlanan kare as Galatasaray'a çok kupa kazandırdı ama bir isim var ki belki de onun yokluğu bir kulübün tarihini değiştirdi. Fenerbahçe teknik direktörü Kaleperoviç, "Onu değil, Ivanceviç'i istiyorum" deyince Bosko Kajganic, Galatasaray'a imza attı.
Kasım 1977'de Samsun'da penaltı kurtardığı maçın ardından bayram tatilinde ailesini görmek için İstanbul'dan yola çıktı. Selimpaşa'da trafik kazasına kurban gittiğinde 29 yaşındaydı Kajganic. O kaza olmasa, sadece altı maç Galatasaray forması giymese, belki de kulübü 14 yıl şampiyonluk hasreti çekmeyecek, Simoviç bu formayı hiç giyemeyecekti.
24 yaşında Galatasaray'a gelen ve geçen hafta 44 yaşında futbolu bırakan Brad Friedel, bir sezon sonra yollanmasa; ne Taffarel ne de Mondragon'un adı bu kulübün tarihine yazılmayacaktı. Mondragon'u yoran pasaport skandalının bir benzerini Lazio'da yaşayıp tükenen Juan Pablo Carrizo da kaleyi Muslera'ya kaptırmasa, Uruguaylı bugün kimbilir hangi takımın formasını giyiyordu... Hayat... 

Son Dokunuş


Gerrard'ın Anfield'a vedası...Bir tarihe hepimiz tanıklık ettik diyebiliriz.

En Etkili Barcelona Hücum Gücü


Barcelona'nın en iyi üçlüsü az önce yazdıklarımın sayısal ispatı aynı zamanda.

Burası Türkiye


Hak mahrumiyeti cezası alan takım yetkilisi vinç kiralayıp maçı böyle izlemiş...Bir Türk için imkansız yoktur.

Barcelona Şampiyon


Barcelona çok net olarak daha fazla hak ettiği şampiyonluğa dün ulaştı...Muhtemelen Juventus'u yenip CL şampiyonluğunu da kazanacak. Bu üçlüye duble yakışır.
Suarez-Neymar-Messi sıradışı bir üçlü...Yaklaşık 30 senedir futbol izlerim.Sahada aynı anda bu kadar etkili,egodan uzak,halı sahada oynar gibi keyif alan başka hücum gücü görmedim.

16 Mayıs 2015 Cumartesi

Liverpool'da Bir Dönemin Sonu


Roberto Carlos'un İnter Günleri


Benim gördüğüm en iyi sol bek...Konu kilit.Tartışmaya kapalı.

Orta Sahanın Kralları


Juventus orta sahası gerçekten müthiş...Bu kemik dörtlü CL'de final yolunu açtı resmen.

1993 Galatasaray


M.United'ı eleyen efsane kadro...
Kubilay-Falco-Stumpf-Bülent-Hakan-Hayrettin-Hamza-Arif-Tugay-Suat-Yusuf...

Son 3

Konsantrasyon...

Hafta Sonu Futbol

16 Mayıs 2015, Cumartesi
14:45 Southampton - Aston Villa (LigTV3)
16:00 Balıkesirspor - Karabükspor (LigTV)
16:30 Boluspor - Şanlıurfaspor (TRT 1)
16:30 Giresunspor - Gaziantep BBSK (TRT Spor Web)
16:30 Stuttgart - Hamburg (TRT HD)
16:30 Wolfsburg - Borussia Dortmund (TRT Spor)
16:30 Freiburg - Bayern München (Tivibu)
17:00 Tottenham - Hull City (LigTV3)
19:00 Sivasspor - Kasımpaşa (LigTV2)
19:00 Albimo Alanyaspor - Orduspor (TRT Spor)
19:00 Adanaspor - Elazığspor (TRT Spor Web)
19:00 Inter - Juventus (Tivibu)
19:30 Liverpool - Crystal Palace (LigTV3)
20:00 Galatasaray - Gençlerbirliği (LigTV)
21:45 Sampdoria - Lazio (Tivibu)
22:00 Lyon - Bordeaux (Tivibu)
22:00 Lille - Marseille (A Spor)
22:00 Montpellier - Paris SG (Tivibu)

17 Mayıs 2015, Pazar
13:30 Kayseri Erciyesspor - İstanbul Başakşehir (LigTV)
13:30 Sassuolo - Milan (Tivibu)
13:30 Spartak Moscow - CSKA Moscow (LigTV3)
15:00 Bursaspor - Gaziantepspor (LigTV2)
15:30 Vitesse - Utrecht (Tivibu)
15:30 Swansea City - Manchester City (Digiturk)
16:00 Eskişehirspor - Trabzonspor (LigTV)
16:00 Torino - Chievo (A Spor)
16:00 Verona - Empoli (Tivibu)
16:00 Atalanta - Genoa (Tivibu)
16:30 Bucaspor - Adana Demirspor (TRT Spor Web)
16:30 Denizlispor - Manisaspor (TRT Spor)
18:00 Manchester United - Arsenal (LigTV2)
19:00 Kayserispor - Karşıyaka (TRT Spor Web)
19:00 Altınordu - Samsunspor (TRT Spor Web)
19:00 Antalyaspor - Osmanlıspor FK (TRT Spor)
19:00 Anderlecht - Standard Liege (NTVSpor)
20:00 Mersin İdmanyurdu - Fenerbahçe (LigTV)
20:00 Vitoria Guimaraes - Benfica (Tivibu)
20:00 Belenenses - Porto (Tivibu)
20:00 Espanyol - Real Madrid (Smart Spor)
20:00 Atletico Madrid - Barcelona (NTVSpor Smart HD)
21:45 Roma - Udinese (Tivibu)

18 Mayıs 2015, Pazartesi
20:00 Beşiktaş - Torku Konyaspor (LigTV)
20:00 Çaykur Rizespor - Akhisar Belediyespor (LigTV2)
20:00 Fiorentina - Parma (Tivibu)
22:00 Napoli - Cesena (Tivibu)
22:00 West Bromwich - Chelsea (LigTV3)


14 Mayıs 2015 Perşembe

CL Finalin Adı Barcelona-Juventus


Herkesin beklentisi yeni bir El Clasico'du ama Juventus ağır olun dedi işe taş koydu.Final oynama kültürü adamların genlerinde var.Real Madrid'i elemeleri büyük iş ama finalde Barcelona ağır favori.
6 Haziran'da bizi büyük keyif bekliyor.

İnanmazsan Olmaz

Passolig vb. nedenler var ancak bu tablonun asıl sebebi Aziz Yıldırım'ın tutumu. Eskiden cehennem olan Kadıköy şimdi düşecek takımlara bile cennet oldu.Taraftar artık ne Başkana ne takıma ne de şampiyonluğa İnanmıyor.

Gök Mavili Juventus


Dün gece Juventus forması aklıma bu efsane takımı getirdi.Ne günlerdi be.

Bir Zamanlar M.S.N.


Messi-Neymar-Suarez...