27 Temmuz 2015 Pazartesi

Son 10 Yılın FM'ci Teknik Adamları


Roberto Mancini, Real Madrid teknik adamlarının hemen arkasından 3. sırada...Galatasaray'dan ayrılık nedeni buydu...O her zaman rahat harcayacağı büyük bütçeler ister. O dönem Aysal ile bu konuda fikir ayrılığına düşünce tazminat istemeden kendi ayrılmıştı.

RVP Maç / Gol İstatistiği


Türkiye ligi standardının çok üstünde golcü RVP...Ciddi sakatlık problemi yaşamaz ise 25 gol rahat atar...

14 Temmuz 2015 Salı

Los Galacticos'un Son Halkası Gitti


Casillas'ın Porto'ya gitmesi ile Real Madrid'te bir dönem bitti. Los Galacticos denilen yıldızlar topluluğundan kimse kalmamış oldu. Kimler vardı derseniz, Zidane-Figo-Beckham-Raul-Roberto Carlos-Ronaldo... Vay vay vay isimlere bak.

Lukas Diye Bir Çocuk

Mahallede Lukas diye bir çocuk var. Sol ayağı şut çekmiyor, mermi sıkıyor! Çocuklar kaleye geçmek istemiyor..."

Uçan Hollandalı RVP Artık Türkiye'de...

Robin van Persie artık bu topraklarda Fenerbahçe forması giyecek. O daha büyük, falanca daha kariyerli demenin alemi yok. Bu ülkeye gelen en klas golcülerden biri.Sakatlık yaşamaz ve 30 maç üstü oynarsa ciddi fark yaratır.
Bir Galatasaraylı olarak başarılı olmasını istemem tabii ki. İzleyip göreceğiz.

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Podolski'nin Şutları Gole Çevirme Oranı


Her veri her düşünce Podolski'nin Galatasaray'a olumlu katkı vereceğini düşündürüyor bana. Kewell etkisi yaratacağını ve taraftarın sevgilisi olacağını tahmin ediyorum.

Avrupa Transfer Borsası


12 Temmuz 2015 Pazar

Arda'nın Kitabını Yazan Adamın Sitemi

Geçen yıl, “Arda Turan Bayrampaşa’nın Dahisi” adlı bir kitap kaleme alan, koyu Atletico Madrid taraftarı Juanes Rodriguez, Arda Turan’ın Barcelona’ya transfer olmasının ardından yazdıkları...


Bugün bakınca ne kadar da uzak görünüyor... 2011 yazında Madrid’e çıkageldin. Mesafeliydin. Sakalsız ve temiz yüzlü... Dürüst olalım; transferin büyük beklentiler yaratmamıştı bizde. Birçoğumuz kim olduğunu dahi bilmiyorduk. Sadece birkaçımız hatırlıyordu seni Galatasaray’ın Avrupa maçlarından ve özellikle EURO 2008’den... Çoğunluk, transferine şüpheyle bakıyordu. Akıllarında Falcao ve Diego Ribas gibi daha fiyakalı isimler vardı. Gelişin, büyük bir olay değildi. Atletico forması giymiş yüzlerce taraftar ve kameralar karşılamadı seni. Ama çok geçmeden topu ayağına aldın, Calderon’a, taraftarın önüne çıktın ve oynamaya başladın. 
Başlarda koşmak sana zor geliyor gibiydi. Manzano’nun takımında sahada kolay olanı yapmak yerine kendini yoruyordun. Takımın geri kalanı da öyleydi ya... Sonra Cholo (Diego Simeone) geldi. Çabuk öğrendin, gelişmeye başladın. Saçların ve sakalların uzarken taraftar seni fark ediyordu. Sen farklıydın. Diğerleri kızgınken sen gülümsüyordun. Diğerleri koşarken sen duruyordun. Topu ayağında fazla tutuyordun çünkü öyle gerektiğini düşünüyordun. İşte bu yüzden, ansızın seni aykırı bir hareketin sembolü ilan ettik: Ardaturanizm! Bugün biliyorum ki Ardaturanizm ne demekti sen hiçbir zaman anlamadın. Evet, eğlenceliydi senin için. Biz ise o sırada Bayrampaşa’nın nasıl telaffuz edildiğini öğreniyorduk. Ve tabii bütün o elektrik-su hikâyelerini de... 
Seni tanımaya devam ettikçe sen çalımlar atıyor ve sana dair şüphelerimizin yerini, Bükreş’te kırmızı-beyaz formayla ilk kupanı kaldırdığın gecedeki gibi sihirli zaferler alıyordu. Avrupa Ligi ne muhteşemdi! Soyunma odasında nasıl ağladığını hatırlıyor musun? Türk bayrağına sarınmış halde, çocuklar gibiydin. Duyguluydun. Çünkü sezon boyunca o kupayı alacağımıza bir tek sen inanmıştın. Hiç ayrılmayacakmış gibiydik. Bu aşk son bulamazdı. Sen bizden biriydin artık... Bu anlattıklarım şu an bana dahi öyle garip geliyor ki... Balayı bir sonraki sezon da sürdü. İspanyolca konuşamadığın konusunda ısrarcıydın. Bu halin bizi güldürüyordu. O kadar çok “Como mola el turco” (Bu Türk cool) dedik ki sonunda “Arda mola” (Cool Arda) günlük bir tabir haline geldi. Bir şeyi beğendiğimizde “Arda mola” der olduk. Madrid’de Ardaturanist değilsen hipster olamazdın. Kızlar, Arda’yı sevdiğini söyleyen erkekleri beğeniyordu. Sezon sonunda Bernabeu’da şampiyonluk kupasını kaldırdıktan sonra saçlarını kazıttığın sırada “Yavaş ulan” (Slowly, carbon!) diye bağırıyordun ya, işte o vakit gerçek bir Atletico’lu oldun. En azından biz öyle inanmıştık. Gerçek şu ki biz kendimizi kandırmayı çok severiz. Zaten bence futbol, biraz daha mutlu olmak için gerçeklere el çektirmektir. 
2013 yazıydı. Takımdan ayrılacağına dair söylentiler çıktığında “İspanya’da ve Atletico’da çok mutluyum. İyi bir takımız. Malzemecisinden sağ- lık ekibine iyi insanlarla birlikteyiz. Burada ailemle birlikteymiş gibiyim. Gülmeden duramıyorum, fark etmiyor musunuz?” diyordun. Sana inandık Arda. Kasımda, kontratını 2017’ye uzattığında daha da inandık. Ardaturanizm pekişiyordu. “Atletico’yla kontratımı uzattığım için çok mutluyum. Atletico formasıyla geçirdiğim 2 yıldan sonra kendimi bu mükemmel ailenin bir parçası hissediyorum. Eğer ben mutluysam, kulüp de burada devam etmemi istiyorsa bu takım arkadaşlarım sayesinde. Bunu birlikte başardık. Sadece takım arkadaşlarımla değil, yöneticilerimiz ve tüm kulüp personeliyle biz büyük, mükemmel bir aileyiz.” Atletico ailesi hakkında söylediğin güzel sözleri ağzımız kulaklarımızda dinliyor, ne zaman hata yapsan alkışlarımızla sana arka çıkıyorduk. Sakatlandığında ve birçok defa sahadan haftalarca uzak kaldığında sabrettik. Geri döndüğündeyse “Bayrampaşa’da çocuklar yine mutlu, kuşlar tekrar uçuyor” diye twit atıyorduk. 
Öyle bir haldeydik ki sana olan sevgimizi nasıl daha iyi ifade ederiz, bilemiyorduk. Biz de sakal bırakmaya karar verdik. Hepimiz; kadınlar dahil... Derken, kırmızı-beyaz dünyamız koca bir sakal yumağına dönüştü. O sakalın sahte, bize çizdiğin kalplerin anlamsız olduğunu anlamaktan ne kadar da uzaktık. Birlikte şampiyon olduk, Süper Kupa’yı kazandık. Şampiyonlar Ligi finaline çıktık. O gece sahada değildin... Sen ve o lanet sakatlıkların yok mu! Eğer oynasaydın o gece kupayı alacaktık. Yine de önemli değil. Seni affettik. Atletico taraftarı kendinden olanı nasıl seveceğini bilir. “Aşk, her gün tekrar tekrar tuttuğun bir sözdür” derler. Bence aşk, hiçbir emek gerektirmediğinde gerçektir. Güne aldatılma kuşkusuyla başlamadığın, sevmek için her gün her gün uğraşmadığın... Bir annenin çocuğunu, bir çocuğun annesini sevmesi gibi. Sadece olur, oradadır, vardır. Ama seninle biz, uzun zamandır güne bir şeylerin ters gittiği duygusuyla uyanıyorduk.
Huzursuzduk. Beklenmedik fauller, vakitsiz kırmızı kartlar... “O iyi ama azimli değil. Daha iyisine ihtiyaç var” diyorlardı. “Bu verimsiz artiste değil...” İki taraf da bu homurdanmaların farkındaydı ama önce biz davrandık ve her şeyin yolunda olduğunu söyledik. Biliyorduk ki, üzerine daha fazla konuşsak üzülecektik... Bir ilişkiye son vermenin birden çok yolu var. Dürüst olalım; sen ne yapacağını bilemedin. 4 yıllık birliktelik, 2 twit ve 1 mektuptan fazlasını hak ediyordu. Cesur olmalıydın. Eve gelip televizyonu kapatarak “Konuşmamız lazım” demeliydin. Ama hayır! Sen, yaz tatili bahanesiyle ailenin yanına döndün. Bizi burada, sıcaktan kavrulan Madrid’de, ne olup ne bittiğini anlamaya çalışırken yalnız bıraktın. Birtakım adamlara eşyalarını toplattın ve gittin. Tribünde bir saniye oturmayan gerçek Atleticolu’lar, bunu hak etmedi. 
Senin için bir din yarattık biz. Aykırı bir hareketin sembolü ilan ettik seni. Bayrampaşa dünyanın neresindeymiş, hepimiz öğrendik. Bunların hepsi değersizmiş meğer senin için. Sen değiştin Arda. Ya da belki de hiçbir zaman olduğunu düşündüğümüz kişi değildin. Niye inkâr edelim? Her zaman sevimliydin. Yakın, sürekli gülümseyen ve arada “Yavaş ulan” da diyen... Simeone’nin kaya gibi sert, endüstriyel futbolundaki renk sendin. Vücut çalımlarına, topu kaybetmene ve tribünlere kalpler çizmene teslim olduk. O günleri hafif bir tebessüm ve ağzımdan düşmeyen sigaramla anıyorum şimdi. Sen “başka” olabilirdin, olmadın. Artık sen de kendisine duyulan sevgiyi, hesabına birkaç sıfır daha eklemek için terk edenlerdensin. Tebrikler! Kazandın, Barça’da oynayacaksın. O sıkıcı, manasız “Hayallerim gerçek oldu” klişelerini sen de tekrar tekrar söyle. Artık sen de herkes gibisin. Güle güle..

Arda'nın kariyer Zirvesi

Bülent Timurlenk'ten bir Arda Turan yazısı...Arşivlik
Artık Pique ona uzun vuracak, topu Busquets'den alacak, Neymar ile ikiye bir yapacak, Messi'ye ters kanata 40 metre pas atacak, Luis Suarez ile verkaça girip uzak köşeye vuracak. Bayrampaşa'da kat alan, Barcelona'da "El Turco" Arda Turan
Londra güzel şehir, Chelsea-Arsenal olabilirdi; Premier Lig dünyanın en büyük ligi, Manchster United'ın Old Trafford'u her futbolcunun ev sahibi olmak istediği stadyumlardan. Paris büyülü şehir, Paris Saint Germain'de kontratların sıfırı say say bitmez. Bir başka ülkeye gidebilir, bir başka kültürün içinde hayat tecrübesi edinebilir, kariyer defterinde beyaz bir sayfa açabilirdi. Ya da 10 numarası, en iyi ve taraftarın en sevdiği futbolcusu olduğu Atletico Madrid'de "Herkes gider biz kalırız" der oynamaya devam edebilirdi. Hiçbirini tercih etmedi, Barcelona'ya gitti çünkü insanı büyüten hayalleri; yüzünü güldüren ise o hayallerin gerçek olduğu andır. "Koca kafa"nın aklına da, diline de, gönlüne de Barcelona çocuk yaşta düşmüştü. Barcelona kısa paslarla, adam eksiltmelerle oynayan takımdı. Bayrampaşa'nın dar sokağında iki taştan kaleye gol atmak için rakibinin belini kırıp geçmen gerekirdi. İstanbul'un yoklukları onu var etti. O imza attığı basın toplantısında yeni hocası Luis Enrique'nin kendisi kenarda top toplayıcıyken Ali Sami Yen'de Galatasaray'a attığı gole büyük bir rahatlıkla "Ofsayttı" dediği için bugün Barcelona'da ve oyunun da hayatın içinde ve tepesinde. Peki neden Barcelona? 
Atletico Madrid'e imza attığında bizim memlekette "Küçük takım"a gitti diyenlere cevap vermeye bile gerek duymadı ama daha ilk gün Real Madrid ve Barcelona'ya kafa tutup "Onlar iki büyük kulüp ama onlarda da insanlar oynuyor, biz de insanız, çok çalışırsak onları geçebiliriz" dediğinde İspanyol medyasını bıyık altından güldürdü. Demek başka, yapmak başka şey... İki Avrupa Ligi, ezeli rakip Real Madrid'in stadı Santiago Bernabeu'da kalkan Kral Kupası, Şampiyonlar Ligi finali ve bugün formasını giydiği Barcelona'nın stadında kazanılan şampiyonluk... Dört yılda Atletico Madrid'de ancak bu kadarı yapılabilirdi, arkasından "Teşekkür" edip yolladı onu kulübü, kasasına da 41 milyon Avro koydu... Barcelona'nın eski hocası Rijkaard, Galatasaray'a geldiğinde İspanyol yardımcıları idmanda adam geçtiğinde "Iniesta, Xavi, Messi" diye bağıran bir genç adamla karşılaştılar. Her profesyonel futbolcu iyi bir taraftar ya da ekranda maç kaçırmayan bir futbolsever olmak zorunda değil. Batistuta, maç izlemek, milli takıma gelen arkadaşlarını tanımazdı. Arda Turan, önce futbola aşık oldu sonra Galatasaray'a ve Barcelona'ya. Top toplarken Galatasaray'da oynamayı hayal etti, Atletico ile Camp Nou'ya çıktığında da Messi ile birlikte oynamayı.... İngiltere ve Fransa'da da iyi para kazanabilirdi ama Atletico Madrid'de ilk iki sezon Türkiye'deki yıldızların altında kazanan, Galatasaray'da kalsa bir milyon fazlasına oynayacak olan Arda, Barcelona'ya Madrid'deki kontratından elbette ki daha iyi şartlarda gitti ama gelir kapısı bu kulüpte sadece kontratta yazan rakam değil. Arda için düzenlenen imza töreni de gösterdi ki Barcelona vitrin düzenlemesinde dünyanın bir numaralı kulübü. Yeni sponsorluklar, yeni reklam anlaşmaları, adına yeni kramponlar ve Messi-Neymar-Luis Suarez üçlüsünün vereceği sinerji ne kadar çok kazansa da her seferinde en mutlu yer olduğu Bayrampaşa'daki sokağına dönen Arda'yı maddi manevi bir dünya yıldızı yapacak. İyi futbol iyi futbolcularla oynanır. Sana pas değil iftira gibi top atan, uzun koşuna meşin yuvarlığı taca yollayan takım arkadaşınlarınla nereye kadar? Galatasaray'da orta sahada Barış Özbek ve Mustafa Sarp işkencesi saçlarını dökmedi ama Atletico Madrid'de kalsa o sakalları iki yıla ağarırdı. Şimdi topu Busquets'den alacak, Pique uzun vuracak, Neymar ile ikiye bir yapacak, Messi'ye ters kanata 40 metre top atacak, Luis Suarez ile verkaça girip topu ortalayacak, senede 60 maça çıkan Barcelona'da transferini bizzat ve ısrarla isteyen Luis Enrique'nin yönetiminde bazen onbirde çıkacak, bazen kulübeden gelip oyuna girecek ama bir şey değişmeyecek. Bayrampaşalı Arda'nın hayalini kurduğu Barcelona forması ve eşofmanı maçta da idmanda da üzerinde olacak. Atletico Madrid formasını giyen futbolcunun kalpten bağlı olduğu kulüptür. Barcelona taraftarı tiyatro izler gibi maç izler ama Atletico Madrid taraftarı futbolcusundan ciğerini sahaya bırakmasını ister. Gün gelir bütün yıldızlar daha fazla kupa için bir başka kulübün yolunu tutarlar. Torres, Agüero, Falcao, Diego Costa ve şimdi Arda Turan gibi. Şampiyon oldukları Barcelona maçında sakatlanıp bir hafta sonra Lizbon'da Şampiyonlar Ligi finalinde forma giyemeyen Arda'nın şimdi iki büyük hayali var. Bu kupayı kazanmak ve Ballon d'or'a aday olan futbolcular arasında son üçe kalmak. Birinci hayaline artık kimsenin itirazı olmaz, Barcelona bu, bozar herkesi. İkincisi için şimdi gülenlere de bir bakarsanız üç yıl içinde Arda Turan güler. O hep güler zaten... Madrid güzel şehir, Vicente Calderon ruhu olan stadyum ama Barselona ve Camp Nou başka. Rakipleri, hakemleri, stadyumları kısaca İspanya'yı ezberleyen "El Turco" için doğduğu İstanbul gibi iki adımda denizi görebileceği Barselona yaşamak için bir cennet. Madrid La Finca'da olduğu gibi Barselona'da yine merkezde oturmayacak ve gözlerden uzak bir yerde inzivada yaşacak. Giden bilir, gitmeyene uzun uzun anlatır o şehri. Barselona'da yaşayıp, Camp Nou'da futbol oynamak gibisi yoktur. Artık Arda da bize uzun uzun anlatır bir de gülümseyen fotoğrafının arkasına sadece "Mutluyum" yazıp yollar, dört yıldır yaptığı gibi... 

11 Temmuz 2015 Cumartesi

Bir Kulüpten Daha Fazlası FCB



Podolski & Sinan Gümüş


Sinan Gümüş umarım bu sezon takımda kalır...Tecrübe kazanması için bir takıma kiralanması gündeme gelmişti ama hem Podolski'den öğreneceği çok şey olur hem de bu sene A takımda süre almayı hak edecek bir potansiyeli var.

Spikerlerin Vay Haline

Maç anlatmak kabus olur bu isimlerle...

9 Temmuz 2015 Perşembe

Podolski & Nani


İki futbolcu da her iki takım için önemli ve yıldız transferler. Futbol tarzları farklı olsa da kanat forvet olarak oynadıklarından sosyal medyada taraftarların karşılaştırma yapması normal...Podolski daha çok sistem oyuncusu ve oyun disiplini daha yüksek.Malum Alman mantığı ile yetişti.Nani ise bireysel yetenek ile öne çıkan yapısı var.
Kariyerlerinde gol asist adetlerine bakmayan, Nani için Podolski'ye göre daha az gol atıp çok daha fazla asist yapmıştır diye düşünüyor ama gerçek tabloda.
Podolski gol sayısından çok bariz üstün olduğu gibi asist olarak Nani ile aynı seviyede aslında.

Meşhur 1987 Kuşağı ...


Arda'nın altyapı günleri sene 2004...

DrogBA > Dünyadaki Tüm BA'lar


Fenerbahçe'nin yeni futbolcusu BA'nın kariyer zirvesi Drogba ile aynı maça çıkmak...Konu kilit.

Arda Forması Görücüye Çıktı !


Arda'nın forması Messi-Neymar-Suarez'in yanında yerini almaya başladı...Abartmamak gerek diyeceğim ama olmuyor. Gerçekten Arda için rüya gibi bir dönem başlıyor.Umarım sonu iyi olur.

İnter - Galatasaray

Ayhan-Sabri-Sneijder-Pandev... O yıllar ileride Galatasaray'a gideceğiz diye düşünmemişlerdir tabii ki.Hayat insanın karşısına ne çıkaracak belli değil.